DOLAR 5,7501
EURO 6,3645
ALTIN 275,7
BIST 101.144
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 19°C
Hafif Sağanak

Balta ailesi: “Ezan sesi burnumuzda tüttü”

Balta ailesi: “Ezan sesi burnumuzda tüttü”
REKLAM ALANI
14.11.2019
1
A+
A-

Çağrı Balta, Galatasaray Futbol Kulübü’nde uzun seneler top koşturmuş, kaptanlık yapmış Hakan Balta’nın 12 yaşındaki oğlu. Instagram’da şimdiden 40 bine yakın takipçisi olan Çağrı, futbol maharetiyle Bayern Münih’in dikkatini çekince ve öneri alınca, aile Almanya’ya taşındı.

Balta ailesi üç ay Münih’te yaşadıktan sonra işler umdukları gibi gitmedi ve vatan hasretiyle İstanbul’a geri döndü. Derya Balta Almanya’da yaşadıklarını sosyal medyada şöyle ifade etti, “Soranlara yapamadılar, döndüler dersiniz. Özledik, vatanımızı, insanımızı, konutumuzu, Galatasaray’ımızı, ezan sesimizi… Burnumuzda tüttü. Benim insanıma, ülkeme can feda”.

ARA REKLAM ALANI

Derya Balta’nın bu acıklı iletisinin artta neler yaşandığını konuşmak üzere konutlarına misafir olduk. Derya ve Hakan Balta, Almanya’ya gittikleri ilk dakikadan itibaren yaşadıkları yalnızlığı, sosyal yaşama uyarlamadaki güçlükleri, Türkiye ve Türk insanına dinledikleri özlemi, kültür ve kavrayış farkının kendilerini nasıl mutsuz ettiğini anlattılar.

İşte Balta çiftinin Sabah’tan Sonat Bahar’a verdiği mülakat:

– Minik yaşta evlenmişsiniz. 22 yaşında evlenmiş, 24 yaşında anne olmuşsunuz. Senelerdir aynı çizgide devam eden bir aile yapınız var… Bir gizemi var mı?

– Derya Balta: 2017 senesinde Hakan, Manisaspor’da oynadığı sırada konutlandık. İkimiz de Almanya doğumluyuz. Hatta bir cadde üstümüzde oturuyorlarmış o yarıyılda… Birlikte geliştik. Konutluluğa konutluluk gibi bakmıyorum, sevgililik yaşamımızı devam ettirdiğimiz sürece bir kasvet yok. Çok iyi bir eşim var. Durgun, hürmetli, bize çok düşkün. Beni çok törpüleyip, yönet etmiştir. Bu konutluluğun mimarı, bugünlere gelmesinin nedeni Hakan’dır.

– Futbolcu ya da futbolcu eşi denince akla gelen bir imaj var. Siz hiç öyle görünmüyorsunuz. Daha mütevazı bir hayatınız var gibi…

– Hakan’la tanıştığımızda nasılsak öyleyiz. Şu anda da öyle, lüks zevkler peşinde değil, değiliz. Çocuklardan sonra çok değiştik. Hakan hiçbir zaman azamet meraklısı biri değildi, ben de değilim. Hoş, pak, yakışanı giyinmeyi hoşlanıyorum. Ama çocuklarımız bütün bir cadde çocuğu gibi; geçen hekime götürdüm, eşofmanının dizi yırtıktı, utandım. Ama onlar böyle rahat gelişiyor. Sırça fanusta geliştirmiyoruz onları. Caddede olmaları güzelime gidiyor. Bildiğimiz anlamda bir caddede oturmuyoruz ama gördüğünüz gibi bir malikanede de yaşamıyoruz, bir sitenin apartman dairesi burası. Bizim caddemiz burası. Bana malikaneler verseler burayı hiçbir şeye değişmem. Zira çocuklarım burada doğdu, yaşamımın en özel anlarını burada yaşadık. Hakan Galatasaray’a transfer olduktan kısa vakit sonra burayı satın aldık, emek emek konutun taksitlerini ödedik. Manisa’dan İstanbul’a ilk geldiğimizde parasal vaziyetimiz iyi değildi. Bu konutu alırken borçlandık elbette, bundan da hiç yüksünmüyorum. Ne kadar hoş bir şey yaptık, çocuklarım bu konuta doğdu, burada geliştiler, Hakan’ın tüm keyifleri, yeisleri bu konutta yaşandı. Canım konutum… Çok hoşlanıyorum burayı.

– Ya çok tatlısınız… Çocuklar da natürel zeka bakış açınızla gelişiyor…

– Burada o kadar çok dostları var ki, konuta tekme tokat sokabiliyorum onları gülüyor. Konuta geliyorlar, her yerleri balçık içinde, yırtık pırtık…

– Tüm bunlar sanırım Almanya’ya gidiş kararınızla altüst oldu…

– Aynen. Almanya’ya gittiğimiz zaman bunu kaybettik. Onları özel mektebe vermek zorunda kaldık. Zira Almanca öğrenmiyorlardı. O mektepteki çocuklar marka çantalar, pabuçlar… Benimkiler bu yaşama alışkın değildi. Burada da özel mektebe gidiyorlar ama yaşam daha doğal.

– Biraz çocuklardan onlardan laf eder misiniz?

– Onlar hakkında sabaha kadar görüşebilirim. Hiç bakıcım olmadı, onları annemin dayanağıyla kendim geliştirdim. Onlarla dost gibiyim.

– Çağrı ne zaman başladı futbola?

Hakan Balta: Dört yaşında. Minik olduğu için almadılar ama bir sınadılar ve iyi koştuğunu fark ettiler. Kendi yaş grubu açılana kadar kendinden dört yaş büyüklerle devam etti. Maharetli bir çocuk olduğunu söylüyorlar. Minik oğlum Ömer futbola maharetli değil, basketbol oynuyor. Çağrı futbolu çok hoşlanıyor, âşık.

– Bayern Münih’le yolları nasıl kesişti Çağrı’nın?

– Galatasaray Yüksekokul ile yurt dışına turnuvalara gidiyor zaman zaman. Türk ekibi olarak orada galibiyetler elde ediyorlar. Çağrı da bu turnuvalarda göze çarpan adlardan. İki yıldır Alman ve İngiliz ekiplerinden alaka vardı Çağrı’ya ama bu bir transfer ebadında değil. Zira 14 yaş altında transfer olmak diye bir şey mevzubahisi değil, yasak! Ama aile kendi kararıyla Almanya’ya taşınırsa, kulüp sizi alabiliyor. İki yıldır Bayern Münih, Galatasaray’a yazı yollayarak Çağrı’yı idmanlarına çağırıyor. Ara ara gidiyordu oraya… Ama o sıralarda ben etkin futbolu vazgeçmemiştim. Düşünmedik. Ama çocukları kısa müddetliğine de olsa yurt dışında okutma düşüncesi vardı kafamızda. Ben futbolu vazgeçince bu alternatifi değerlendirmeye karar verdik.

– Ve Münih’e gittiniz.

D. B: Konut yakaladık ama içini yerleştirmek bir azap. Koltuk alıyoruz, teslim edilmesi dokuz hafta. Tamir yaptıracağız, 12 hafta… Daha gider gitmez kolay güçlükler başladı. Benim burada bir bakkalım var gözünden hoşlanayım, “Derya Ablam der her şeyime koşar” Bizim insanımız çok yakın, çözüm üretici. Çocuklar mektebe gidiyorlar, yabancılık sürüklüyorlar, tek mutlu oldukları yer idman. Orada çok galibiyetli devam ediyor, kulüpteki öğretmenleri çok hoşnut. Ama çocuk, “Buraya geldim, futbolcu olmak zorundayım” gibi bir düşünceye girdi. Ama ben istiyordum ki, çocukluğunu yaşasın, doya doya oynasın… Kampa gidiyorlar, tek Türk çocuk. Domuz yemiyoruz, Müslümanız Elhamdürillah. Herkes sandviç yerken, Çağrı kuru ekmeğe alıştırma. Çağrı’nın galibiyetini baz almamız gerekse, kalmamız gerekiyordu. Ama idmandan geliyor, play station oymaya başlıyor. İstanbul’da elini sürmezdi dahi… Zira orada dostu yok, cadde eylül ayında buz gibi… Burada mektepten geliyordu, çantaları antreye fırlattığı gibi kendini caddeye atıyordu… Bisiklet tepesinde, top peşinde… Orada her şey bitti.

DOLAPLARI ÖPTÜM CANIM KONUTUM DİYE

D. B: Komşuluk da yok. Taşındık bir ay oldu, kapımızı çalan yok. Yabancıları hoşlanmak zorunda değiller ama biz Türk insanıyız, herkesi beğeniyoruz. Bundan da iftihar dinliyorum. Orada çok ağladım. Çocuklara belirli etmemeye çalışıyordum. Çağrı’da strese bağlı kirletilme oldu, saçlarında beyazlama oldu.

– Ve sonunda canınıza tak mı etti de döndünüz?

D. B: Hayır. Dört günlüğüne İstanbul’a geldik. Çocuklar konuta girmediler. Ben dolapları öptüm canım konutum diye… Fazla mutlu oldu çocuklar o dört günde… Sonra onların bu hallerini görünce, oturup ailece bunun üzerine konuştuk, İstanbul’a dönelim mi? Ve dönmeye karar verdik.

H. B: Ekipte çok mutluydu Çağrı, yanlış anlaşılmasını istemem kimse Çağrı’yı dışlamadı orada. Kulüpte neşeyi çok yerindeydi… Ama sosyal yaşamda öyle değildi. Sosyal yaşamı yoktu zira.

D. B: Çocukları sırça fanusta geliştirmeyeceğim, maddiyata önemsemeyecek biçimde geliştirmek hayalimdi. Kendileri için giyinecekler, başkalarına göstermek için değil derken orada değişik bir etrafta bulduk kendimizi. Mektepte fazla zengin ailelerin çocukları, en pahalı çantalar sırtlarında, bu makûs bir şey değil onlara göre ama bizim seçimimiz bu değildi. Kendileri olmalarına ihtimal yoktu orada. Hakan da, ben de iyi koşullarda gelişmedik, sonradan gördük yaşadıklarımızı… Bundan hiçbir zaman utanmadım. İyi ki sonradan gördüm, hazmedebildim en azından. Para bir taşıt ve biz çocuklarımız için gizliyoruz ama yaşamda bir kıvılcım yetiyor her şeyin değişmesi için. Bugün var, yarın yok! Futbolcu olmayabilir neticede mutlu olmak ehemmiyetli. Doya doya oynadım diyeceği çocukluk hatıraları olsun. Şimdi Galatasaray’a döndü. Orası onlar için mabet, yuva.

ALMANYA’DA ÇOCUKLAR DAHA BİREYSEL

Hakan Balta: Orada insanlar çocuklarını çok daha fertsel yetiştiriyorlar, “Sensin, tek başınasın. Bu forma yarışında da, yaşam gayretinde de tek başınasın” diyorlar. Çok profesyonel geliştiriyorlar çocuklarını, oysa bunlar reyin çocuğu. Bu da çok değişik geldi bize. Oradaki cemiyetsel yapı, ailenin çocuğa bakışı değişik. Büyük kulüplerde oynayan minik yaş çocuklarını turnuvalarda kolladığınızda, Türk çocuklar maç aralarında eğlenir, beraber vakit geçirir, onlarda öyle değil, onlar soyunma odalarına gider beklerler… Daha fertseller. Çocuklarımız her şeyimiz… Çağrı 11, Ömer sekiz yaşında.

FUTBOL OYNAMAYI ÖZLEMEDİM

– Nasıl gidiyor futbol sonrası yaşam?

– İlk başlarda bir dinlenmek istiyor insan. Ama yavaş yavaş dinlenmekten de yoruluyor. Yavaş yavaş eğitimlere başladım. İngiltere’de alıştırmanlık lisansları için eğitimlerimi bitiriyorum. Almanya’da spor yönetimi eğitimleri alacağım. Kendimi iyi eğitip, işe atılmak istiyorum.

– Futbolu erken vazgeçtiğinizi düşünüyor musunuz?

– Erken vazgeçtiğimi düşünmüyorum. Hem fiziksel hem de kafa olarak hayli yorulmuştum. Az da oynamadım. Bir kulüp çatısı altında bu kadar top koşturunca özel bir bağ da büyüyor, çocuklar Galatasaraylı, biz zati Galatasaraylıyız.

– Futbolu vazgeçtikten sonra zorlandınız mı?

– Ağabeylerim, “Futbolu vazgeçtikten sonra çok zorlanacaksın” diyorlardı. Ben de kavramıyordum niçin zorlanayım, neşeme bakarım diyordum. Ama öyle olmuyor insan bir şey yapmak istiyorum. Zati çocuklardan dolayı haftanın iki günü kuruluştayım. Görüyorum herkesi. Orada olan her şeyi görüyorum. Yalnızca bizim kulüp için değil ama altyapılarda çok şeyin değişmesi gerektiğini düşünüyorum.

– Florya’ya gidip, daha önceki ekip dostlarınızı görünce özeniyor musunuz?

– Hayır. Oynamayı özlemedim. Bıraktıktan sonra bir defa top oynadım o da zorunlu olarak oldu. Eğitim için Madrid’e gittim, bütün benim olduğu tarihlerde bir veteran maçı tertip edildi. Güçle oynadım. Futbolu hoşlanıyorum ama oynamayı özlemedim. Florya konutum gibi, Florya’dan girince içeri huzurlu seziyorum.

– Sizi hep suskun, durgun bir futbolcu diye belirliyorlardı… Öyle misiniz gerçekten?

– Suskun durgun derlerdi benim için. Kulüpte böyle değildim ki, neticede bu ekibin kaptanlığını yapmış biriyim. Kiminle konuşulması gerekiyorsa konuşurdum. Aile yaşamım muntazam bir biçimde hep oldu… Göz önünde olmam gerekmiyordu. Sahada kendim için oynadım, tribünlere değil.

AİLENİN ÇOCUĞA BAKIŞI DEĞİŞİK

Hakan Balta: Orada insanlar çocuklarını çok daha fertsel yetiştiriyorlar, “Sensin, tek başınasın. Bu forma yarışında da, yaşam gayretinde de tek başınasın” diyorlar. Çok profesyonel geliştiriyorlar çocuklarını, oysa bunlar reyin çocuğu. Bu da çok değişik geldi bize. Oradaki cemiyetsel yapı, ailenin çocuğa bakışı değişik. Büyük kulüplerde oynayan minik yaş çocuklarını turnuvalarda kolladığınızda, Türk çocuklar maç aralarında eğlenir, beraber vakit geçirir, onlarda öyle değil, onlar soyunma odalarına gider beklerler… Daha fertseller. Çocuklarımız her şeyimiz… Çağrı 11, Ömer sekiz yaşında.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.